Üzgünüz ancak sözlüklerimiz cümle çevirisi yapmamaktadır.
WordReference sadece çevrimiçi sözlükler sunmakta olup çeviri yazılımı hizmeti sağlamamaktadır. Lütfen kelimelerin her biri için arama yapın (aşağıda üzerlerini tıklayabilirsiniz) veya daha fazla yardım için sorunuzu forumlarda paylaşın.

bring to fever pitch


Aradığınız tam cümleyi bulamadık.
"bring" için olan girdi aşağıda gösterilmektedir.

Ayrıca bakınız: to | fever | pitch
  • WordReference
  • Definition
  • Synonyms
  • English Collocations
  • English Usage

WordReference English-Turkish Dictionary © 2025:

Temel Çeviriler
İngilizceTürkçe
bring [sth] vtr (carry [sth](taşımak anlamında)getirmek geçişli f.
 Bring that chair over here, will you?
 O sandalyeyi buraya getirir misin?
bring [sth] vtr (take [sth] with you)yanında getirmek, beraberinde getirmek geçişli f.
 Should I bring some wine with me?
 Bir şişe şarap getirmemi ister misin?
bring [sb] vtr (take [sb] with you) (birisini)yanında getirmek, beraberinde getirmek geçişli f.
 Bring a friend when you come to dinner.
 Yemeğe gelirken yanında bir arkadaşını da getir.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
Ek Çeviriler
İngilizceTürkçe
bring [sb] to do [sth] v expr (persuade [sb])ikna etmek geçişli f.
  razı etmek geçişli f.
 Her speech brought us to accept her point of view.
bring [sth] vtr (sell for, give: a sum) (para, vb.)getirmek, kazandırmak f.
 Those antiques should bring a good price.
bring [sth],
bring [sth] against [sb]
vtr
(legal: put [sth] forward) (hukuk)dava açmak f.
 She brought a lawsuit against her employer.
bring [sb/sth] vtr (attract [sb], [sth])ilgisini çekmek f.
  getirmek f.
 This new window display should bring a crowd.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2025:

Deyimsel fiiller
İngilizceTürkçe
bring [sth] about,
bring about [sth]
vtr phrasal sep
(cause)gerçekleştirmek geçişli f.
  meydana getirmek, husule getirmek geçişli f.
  sebep olmak, neden olmak f.
  yol açmak f.
 He promised that he would bring about change.
bring [sth] about,
bring about [sth]
vtr phrasal sep
(change direction of ship) (gemi)yönünü değiştirmek f.
  orsa alabanda etmek f.
bring [sth/sb] along,
bring along [sth/sb]
vtr phrasal sep
(carry or take: to a given place)beraberinde getirmek f.
 This is not a private dinner so please invite your friends and bring along a bottle of wine.
bring [sth] back vtr phrasal sep (return with [sth](bir şeyi)getirmek, alıp getirmek geçişli f.
  alıp gelmek f.
 Do you want me to bring back some snacks from the store?
bring [sth] back vtr phrasal sep informal (reintroduce [sth])geri getirmek geçişli f.
 The murderer's lenient sentence led to calls to bring back hanging.
bring [sth] back vtr phrasal sep informal (make [sth] popular again) (eski bir modayı, vb.)geri getirmek geçişli f.
 Designers in Paris have decided to bring back mini-skirts.
bring [sth] back,
bring back [sth]
vtr phrasal sep
figurative (past, memories: revive) (anı, vb.)hatırlatmak geçişli f.
  akla getirmek geçişli f.
 Listening to that song brings back happier days.
bring [sth] back up vtr phrasal sep (topic: raise again) (konuyu, vb.)tekrar açmak, yeniden açmak geçişli f.
  yeniden gündeme getirmek f.
bring [sth] back up vtr phrasal sep informal (food: vomit) (yediklerini)kusmak, çıkarmak geçişli f.
  geri çıkarmak geçişli f.
bring [sb] closer vtr phrasal sep (make more intimate) (birini)yakınlaştırmak geçişli f.
 She planned a quiet weekend away for the two of them in hopes that it would bring them closer.
bring [sb/sth] down vtr phrasal sep figurative, informal (cause demise)çökertmek geçişli f.
  devirmek geçişli f.
  indirmek geçişli f.
 The scandal brought down the government.
bring [sb] down vtr phrasal sep US, figurative, slang (make sad)moralini bozmak geçişli f.
  canını sıkmak geçişli f.
  üzmek geçişli f.
 If you keep criticizing Michael, you'll just bring him down.
bring [sth] forth,
bring forth [sth]
vtr phrasal sep
literary, formal (produce, create)meydana getirmek geçişli f.
  oluşturmak geçişli f.
  üretmek geçişli f.
  doğurmak geçişli f.
bring [sth] forward vtr phrasal sep (reschedule for earlier)öne almak geçişli f.
  erken tarihe almak geçişli f.
  öne çekmek geçişli f.
 I hope the doctor's surgery can bring my appointment forward, as I'll be on holiday next week.
bring [sb/sth] in,
bring in [sb/sth]
vtr phrasal sep
(transport to a place)-e getirmek f.
 The nurse brought in an ECG machine.
bring [sth] in,
bring in [sth]
vtr phrasal sep
(introduce, initiate) (kanun, vb.)getirmek f.
  sunmak f.
  başlatmak f.
 In 2007, the British government brought in a ban on smoking in all enclosed public spaces.
bring [sb] in,
bring in [sb]
vtr phrasal sep
(ask to do a job)getirmek geçişli f.
  iş vermek, işe sokmak geçişli f.
 Usually a new head coach will bring in his own team of assistants.
bring [sth] in,
bring in [sth]
vtr phrasal sep
(make: money) (kazanç, vb.)getirmek f.
  (para)kazandırmak f.
 My online greetings card shop brings in £300 a month.
bring [sth] off vtr phrasal sep informal (succeed in carrying [sth] out)başarıyla yapmak f.
  başarmak f.
 We didn't think that he could bring it off, but the success of his business proved us wrong.
bring [sth] on vtr phrasal sep (prompt, cause)neden olmak, sebep olmak, yol açmak f.
 His allergies brought on the asthma attack.
bring [sb/sth] on vtr phrasal sep (performer, act: send on stage)sahneye getirmek f.
  sahneye çıkarmak f.
 It was time to bring on the next act.
bring [sth] out vtr phrasal sep (elicit)ortaya çıkarmak geçişli f.
  meydana çıkarmak geçişli f.
 A squirt of fresh lemon will bring out the flavor of that grilled salmon.
bring [sth] out vtr phrasal sep figurative (emphasize)vurgulamak geçişli f.
  üstünde durmak f.
 That eye shadow brings out the blue in your eyes.
bring [sth] out vtr phrasal sep informal (publish, release)yayınlamak geçişli f.
  piyasaya sürmek geçişli f.
 J.K.Rowling brought out her first novel at the age of 31.
bring [sb] round vtr phrasal sep informal (make conscious)ayıltmak geçişli f.
  hayata döndürmek geçişli f.
 Victorians used smelling salts to bring round someone who had fainted.
bring [sb] round vtr phrasal sep figurative, informal (persuade)ikna etmek geçişli f.
  yola getirmek geçişli f.
 Wendy wasn't sure about moving to Florida, but her husband's talk of beaches brought her round.
bring [sb] to vtr phrasal sep informal (rouse to consciousness)ayıltmak geçişli f.
 She was brought to with smelling salts.
bring [sth] up,
bring up [sth]
vtr phrasal sep
(raise: a subject)bahsetmek, bahis açmak f.
 It is not a good idea to bring up politics with my family.
bring [sb] up,
bring up [sb]
vtr phrasal sep
(raise: a child)çocuk yetiştirmek, çocuk büyütmek f.
 The couple adopted the child and brought him up.
bring [sth] up,
bring up [sth]
vtr phrasal sep
informal (vomit)kusmak, yediklerini çıkarmak f.
  istifrağ etmek f.
 The baby is ill and keeps bringing up her food.
bring [sb] up,
bring up [sb]
vtr phrasal sep
(bring before a court)mahkemeye taşımak f.
  (birisini)mahkemeye vermek/çıkarmak f.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

WordReference English-Turkish Dictionary © 2025:

Bileşik Şekiller:
İngilizceTürkçe
bring [sb] back to life v expr (resuscitate)hayata döndürmek, yaşama döndürmek geçişli f.
bring [sth] back to life v expr figurative (reintroduce) (mecazlı)tekrar uygulamaya geçirmek geçişli f.
  yeniden tanıtmak geçişli f.
 The idea, once rejected, has been brought back to life by proponents.
bring [sb] home v expr informal (introduce to parents) (birisini)ailesiyle tanıştırmak f.
 We're nervous because she's bringing her boyfriend home tonight.
bring [sth] home to [sb] v expr (with object: make clear)açıkça göstermek f.
  netleştirmek f.
 My car accident really brought home to me the importance of wearing a seat belt.
bring home to [sb] that v expr (with clause: make clear)açıklamak f.
  açıkça anlatmak f.
 Being ill really brought home to me that friends and family are the most important thing in life.
bring home the bacon v expr figurative, informal (support family)evini geçindirmek, ailesini geçindirmek f.
  evin/ailenin geçimini sağlamak
 Dean was glad to graduate so he could finally help bring home the bacon.
bring home the bacon v expr figurative, informal (be successful)başarı kazanmak f.
  başarmak f.
 With his second company making huge profits this year, Jaden is really bringing home the bacon.
Bring it on! interj informal (eagerness)hodri meydan ünl.
 My holiday starts tomorrow; bring it on!
Bring it on! interj slang (challenge)yap da görelim ünl.
  (argo)sıkıysa yap ünl.
 If you think you can do better, bring it on!
bring [sth/sb] over vtr + adv (carry or take: to a given place) (bir şeyi / birisini bir yere)getirmek geçişli f.
 I will bring the car over to your house if you drive me home afterwards.
bring [sth] to an end vtr (conclude, finish)sonuçlandırmak, neticelendirmek geçişli f.
  bitirmek geçişli f.
  sona erdirmek geçişli f.
 The conference was brought to an end in the late afternoon.
bring [sth] to life v expr figurative (enliven) (mecazlı)canlandırmak f.
  renklendirmek, renk vermek f.
 The party was boring until the band started playing and brought it to life.
bring [sth/sb] to life v expr figurative (make seem real)hayat vermek f.
 A good movie adaptation really brings the characters to life.
bring [sth/sb] to life v expr often passive (give life) (birisine/bir şeye)hayat vermek f.
 A fairy brought the puppet Pinocchio to life.
bring [sth] to light v expr figurative (reveal [sth] secret) (mecazlı)gün ışığına çıkarmak geçişli f.
  ortaya çıkarmak geçişli f.
  gözler önüne sermek geçişli f.
 We should bring his outrageous actions to light.
bring [sb/sth] to mind v expr (recall)akla getirmek geçişli f.
  hatırlatmak, anımsatmak geçişli f.
 The smell of bread baking brings to mind the years I spent in boarding school.
bring [sb/sth] together,
bring together [sb/sth]
vtr + adv
(unite)bir araya getirmek geçişli f.
  buluşturmak geçişli f.
 Sunday lunch at my parents' house brings the whole family together.
bring [sth] together,
bring together [sth]
vtr + adv
(collect)bir araya toplamak geçişli f.
 This exhibition brings together all of Picasso's major paintings.
bring up the rear v expr (follow)takip etmek f.
  geriden gelmek, arkadan gelmek f.
 I'll blaze a trail through the jungle. You bring up the rear.
bring [sb] up to date v expr (give [sb] the most recent information)hakkında bilgilendirmek f.
 Alice brought me up to date with all her news.
bring [sb] up to speed v expr figurative, informal (update) (yeni gelişmelerden, vb.)haberdar etmek geçişli f.
  bilgilendirmek geçişli f.
 When Michelle returned from maternity leave, the colleague who had covered for her brought her up to speed.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.

bring to fever pitch' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:

  • Go to Preferences page and choose from different actions for taps or mouse clicks.
"bring to fever pitch" için Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | İtalyanca | Portekizce | Romence | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Rusça | Polonyaca (Lehçe) | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | Arapça

Reklamlar
Reklamlar
Uygunsuz bir reklamı rapor et.
WordReference.com
WORD OF THE DAY
GET THE DAILY EMAIL!